“İTÜ Kimliği Güçlü Bir Kimliktir”
Ara 04, 2013


“Türkiye’deki birçok üniversitenin kendi kurum kimlikleri var. Hiçbirini birbirinden ayırt edemeyiz, yadsıyamayız; ama benim kimliğim diğerlerinden güzel deme hakkımız her zaman vardır.” 

Türkiye İnovasyon Haftası’nda Geleceğin Alternatif Enerji Kaynakları temalı panelde konuşan İTÜ Makine Mühendisliği Mezunu Dr. Oğuz Can ile panel sonrası bir araya gelerek, enerji, çevre bilinci, çevresel atıklar ile geri dönüşüm ve mühendislik uygulamaları üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Dr. Oğuz Can Röportaj

İTÜ makine mühendisliği mezunusunuz. Yüksek lisans eğitiminizi makine mühendisliğiyle ilgili bir bölüm yerine neden enerji alanında yapmayı tercih ettiniz? Bu kararı almanızda hangi faktörler etkin rol oynadı?

Bizim dönemimizde makine mühendisliğinin son sınıfında bölümlendirmeler oluşmaya başlamıştı; konstrüksiyon, otomotiv, enerji şeklinde. Daha çok iş alanı ve parlak gözüken bölümler otomotiv ve konstrüksiyondu. Sonrasında ise robotik biraz daha ilgi çekiyordu; fakat enerji, makine mühendisi açısından baktığınızda önemli bir alandı. 1993 yılında İTÜ makine mühendisliğinden mezun olduktan sonra hemen enerji ana bilim dalında yüksek lisansa başladım. Makine ve enerji birbiriyle zaten örgülüydü o açıdan bir tercihten ziyade bir akıştı diyebilirim.

Günümüzde toplumdaki çevre duyarlılığı ve anlayışı ile öğrencilik döneminizdeki anlayış arasındaki farklar nelerdir?

Öğrenim hayatım boyunca, tabi şu anda o dönemi hayal ediyorum, çevreyle ilgili çok bir şey yoktu. Çok ilginç bir şekilde İstanbul’da çok ciddi hava kirliliği problemleri vardı. 90’lı yıllarda özelikle baktığınızda su problemi vardı. Hep anlatılır bizde de vardı. Susuzluktan yurtlarda duş almak için sıra beklenirdi veya sabah gidip bir yerden su getirilirdi. Çöp problemi vardı hatta hatırlıyorum. Gümüşsuyu’ndan aşağı doğru iniyoruz çöpçüler bize laf atıyordu. Okumayın okursanız işte çöpçü olamazsınız diye çünkü o zamanda çok ciddi maaşlar alıyorlardı. Bunu zaman zaman kullanıp grevlere gittiklerinde İstanbul’dan günlerce çöpün toplanmadığını ve bunun koku ve sinek yaptığı zamanları hatırlıyorum. Ama açıkçası bu kadar kolektif bu kadar yapılandırılmış bir konuşma, görüşme ve bilgi akışı yoktu. Bugün ilkokula giden bir çocuk bile geri dönüşüm nedir, iklim değişikliği nedir size ciddi ciddi cevap veriyor ve söyledikleri noktasında sizin bile onlardan öğreneceğiniz şeyler olabiliyor. O döneme göre hem bilgi akışı hızlandı hem de çevre farkındalığı çok çok arttı.

Çevre sorunlarına karşı alınan önlemler konusunda hem sektörel hem de sosyal bakış açısına sahipsiniz. Bu konuda şirketler ve sosyal kuruluşlar bir arada çalışabilirler mi?

Aslında benim şu anki gelişim sürecimi de bir noktada sormuş oluyorsunuz. Bir önceki sorunuzdan veya iki önceki sorunuzdan başlayacak olursak enerjiyle başlayan süreçte aslında ben yenilenebilir enerji, yenilenebilir enerjinin içerisinde rüzgâr ondan sonra doğalgaz gibi farklı yenilenebilir enerji değerleri üzerinde çalışmalar yaparken atıktan enerjiye, enerji boyutundan da çevre boyutuna ve sürdürülebilirlik boyutuna geçtim. Bunların hepsi birbirini tamamlayan böyle tatlı geçişleri olan konulardır. Çevre açısından baktığımızda evet çevrecilik son derece gelişti ama çevre sektörünün henüz bir enerji sektörü gibi sektörleştiğini göremiyoruz. Bunu yapılan fuarlardan, birtakım yönetmelik toplantılardan anlıyoruz. Çevre sektörü, atık sektörü, geri dönüşüm sektörü aslen kendi içerisinde de olgunlaşma sürecini daha tamamlamamış sektörlerdir. Bu açıdan sorunuz son derece yerinde buluyorum. Burada bazı konuları ilişkilendirmek gerekiyor ve o sinerjiyi sürdürebilirlik şemsiyesi altında tanımlamak. Çünkü o şemsiye hem sizi başka etkilerden koruyor hem de aranızdaki ilişkinin boyutunda kimin nereye kadar söz sahibi olduğunu belirliyor.

Karbon ayak izi ve İzmir sempozyumunda çevre sorunlarına karşı önlem almanın tüm ülkelerin farklılaşmış sorumlulukları olduğunu belirtmişsiniz. Biz ülke olarak bu sorumluluklarımızın ne kadarını yerine getiriyoruz? 

Bu noktada konunun birçok farklı boyutunu görebilen kişi olarak cevap vermeye çalışayım. İşin çevre boyutuna baktığımızda özellikle küresel ısınma ve iklim değişikliğini adreslediğinizde birkaç farklı parametre ortaya çıkıyor. Bir tanesi sanayileşmiş ülkeler sanayileşirken acımasızca ve umarsızca çevreyi kirleterek geliştiler ve sanayileştiler. Dolayısıyla o gelişim süreçlerinde birikmiş bir tarihsel sorumlulukları var. Ama oyunun kuralı değiştiği için yeni gelişmekte olan ülkelerin ki Türkiye’de onlardan bir tanesi aynı vahşi şekilde çevreyi kirleterek umarsızca gelişme talebinde bulunma şansı yok ve bulunmaması da gerekiyor. Ülkeleri şirketler gibi düşündüğünüzde bu durum haksız rekabeti ortaya çıkarıyor. Diğer taraftan dünya artık küçük bir köye dönmüş durumda, spesifik bir örnek verirsek Tuna nehrinin kıyısında Macaristan’da meydana gelen bir çevre kazası beraberinde Romanya’yı, Türkiye’yi ve Bulgaristan’ı etkileyebiliyor. Türkiye olarak baktığımızda bazı konularda planlama noktasında daha çok veriye ihtiyacımız var. Veri eksikliğimizden dolayı planlamalarımız sonuca ulaşamayabiliyor veya planlama yapmaktan korkabiliyoruz. Bazen farklı açılardan farklı bakışlarla önyargılı olabiliyoruz. Ben 2002-2003 yıllarında Kyoto protokolünü konuştuğum zaman durumu çok iyi hatırlıyorum. İnsanlar, Kyoto’ya girersek Türkiye olarak bizi yüzde beş azaltacaklar diyordu. Bazı konulara aslında ezber olarak üstünkörü bir şekilde bakıyoruz ve detayını görmüyoruz. Türkiye’nin belli ölçekte belirli adımları atması gerekiyor ve bunu büyük ve yavaş hata yapmak yerine küçük ve çabuk hatalar yaparak öğrenmesi gerekiyor. Günümüzde modellemeler, pilot projeler hep bunun bir gerekçesidir. Katıldığım toplantılarda gözlemlediğim kadarıyla ekonomik krizle beraber iklim değişiklikleri müzakerelerinin ruhunu kaybettiğini görüyorum. Bu sadece Türkiye’de değil tüm dünyadaki çevre konusundaki yaklaşımların bir vicdan testinden bir samimiyet testinden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Sektörün içinden biri olarak ülkemizdeki şirketler çevre sorunlarının ne kadar farkındalar ve bu farkındalıklarının artırılması için ne gibi önlemler alınabilir?

Aslında çevresel pratiklere baktığımızda kurumsal şirketlerin, çok uluslu şirketlerin daha hızlı ve daha öncü adımlar attığını görüyoruz. Diğer taraftan kurumsal olmamakla beraber mesleki birliktelikleri güçlü olan iş grupları sektörlerinin de bu konuda ciddi bir kapasite ve kabiliyet geliştirdiğini görüyoruz. Otomotiv endüstrisi, çimento endüstrisi, demir-çelik endüstrisi bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Fakat bu gelişme istenilen hızda mı değil, istenilen derinlikte ve istenilen çapta mı o da değil. Ama ben artık birçok şirkette bir çevre mühendisi görebiliyorum ve bunların kendi içerisinde çevre raporları hazırladıklarını yönetim sistemleriyle entegre bazı konularda gelişim sağladıklarını görüyorum. Beş yıl öncesine göre çok daha iyiyiz ama istenilen seviyeye göre gerideyiz. Şirketler açısından baktığınızda şirketler kar odaklı kurumlardır. Bu kurumlar çevreci olduklarında emisyonlarını, karbon ayak izlerini, su ayak izlerini azalttıklarında enerji verimliliği sağladıklarında, kazandıklarını gördükçe bu durumu daha çok benimsiyorlar. Dolayısıyla burada da birtakım ezberler bozuluyor. Çevreci olan şirketler bunun maliyet getirici bir durum değil aksine hem kurum imajı açısından, hem çalışanların farkındalığı açısından, hem kurum kültürü açısından, hem de ürün çeşitlendirmesi açısından birçok farklı inovasyonları yakaladığını gördüğünde bu durumu daha çok benimseyip daha ileri gidebiliyorlar.

Şu anda bir şirketin genel müdürü ve aktif olarak dört derneğin yönetim kurulunda görev alıyorsunuz. Zamanını değerli kullanan birisiniz bu konuda vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Öncelikle o ben değilim diye düşünüyorum. İTÜ kimliği güçlü bir kimliktir. Türkiye’deki birçok üniversitenin kendi kurum kimlikleri var. Hiçbirini birbirinden ayırt edemeyiz, yadsıyamayız ama benim kimliğim diğerlerinden güzel deme hakkımız vardır. İTÜ kimliğinin bana verdiği bir avantaj konulara çok hızlı yaklaşım sağlamamdır. Bu durum hala aynı mıdır bilmiyorum ama bizim zamanımızda bir final haftası olurdu ve biz çok yoğun çalışırdık. Bir sınava girer ondan çıkar ve her şeyi unutup diğer bir sınava çalışmaya başlardık. Bunu çok hızlı pratiklerle ve belirli bir zaman içerisinde bir proje teslim edercesine yapmanız gerekirdi ve bu bir disiplin katıyor. Onun avantajını iş hayatında yaşıyorsunuz. Zaman yönetimi çok önemli bir konu ve maalesef bizim ulus olarak bu konuda çalışmamız gerekiyor. Kurumlar içerisinde ve aynı şekilde bireylere baktığımızda proje yönetimi açısından, personel yönetimi açısından zaman yönetimi herkesin hem organize hem de birey olarak çalışması gereken daha verimli olması gereken bir konudur. Aslında biz odaklanmayarak en büyük zamanı öldürüyoruz. Sadece kendi zamanımızı öldürmüyor aynı zamanda karşımızdakine büyük bir haksızlık yapmış oluyoruz.

İTÜ öğrencilerine okul ve iş yaşamında vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Ben mezun olurken ne olacağımı bilmiyordum. Şimdi önce bununla başlayalım. Bunu duymak insanların panik yapmalarını engelliyor. Hakikaten çok panik yapmamak gerekiyor ama bir söz var. Önemli olan gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemektir geri kalan ona göre şekilleniyor. Sektörünüzü ve nerede olmak istediğinizi belirlemeye çalışın. Bazen rüzgârlar sizi bir yerlere doğru itiyorsa kendi içinde örgülendiği ve bir anlam kazandığı müddetçe müsaade edin. Kendinizi bırakmayın nerede olmak istediğinizi ve nereden başlamak istediğinizi bilin. En önemli değer insanın kendisidir. Biz geri dönüşüm sektöründe de önemli çalışmalar yapmaya çalışıyoruz, önemli yatırımlarımız var; ancak iki tane şeyin geri dönüşümü yok zaman ve israf olmuş insan. Dolayısıyla o noktada kendinizi analiz edin ve izleyin çünkü birçok mühendis, salt mühendis olarak çalıştığı bir departmanda değilse, bir şekilde yönetsel gelişiyor. Kendi sınırlarını bir nevi güçlü ve zayıf yönlerini bilenler güçlü yönünü geliştirmeye devam etsin. Zayıf yönüne yatırım yapmasın anlamında demiyorum ama sizi hedefe taşıyacak o güçlü yönünüzdür. Güçlü yönlerinizi geliştirin derken de egonuzu geliştirmeyin. İnsanın kendisine zaman ayırması, kendi içerisinde bir vizyon oluşturması gerekiyor. Kendi içerisindeki birtakım onu tetikleyecek üzerindeki tozu alacak ortaya çıkaracak mekanizmaları bulması, zaman zamanda kendisine yatırım yapması gerekiyor. Eskiden insanların hayatındaki dönüşümler belki 10 yılda belki 20 yılda birmiş. Belki 10 sene önce iki yılda bir değişen şeyler artık günlük değişiyor. Bazı insanlar 5 dakika içerisinde 3 farklı duygu şekline girebiliyorlar. O aralıklarda kendimizi dengelememiz gerekiyor. Bu da benim yapalım dediğim ama yapamadığım konulardan bir tanesidir. İş hayatında kendi ayaklarınız üzerinde dengede olduğunuz noktada yöneticileriniz sizi görecektir. Güçlü yönünüzü de gördüğünüz anda sizin kendinizi başkalaştırma ihtiyacınız yoktur. Benim gördüğüm bizim okuldan birçok dereceyle mezun olan arkadaşımız çok iyi mühendisler ve çok iyi yerdeler ama sosyal yönü kuvvetli olanlar çok daha iyi yerlere geldiler.

İTÜ’de herhangi bir panelde öğrencilerle bir araya gelip onlara deneyimlerinizi aktarmayı düşünür müydünüz?

Arkadaşlarımla bir araya gelmek isterim. Bu keyifli süreçte hem değişimi hem de kendi açıklarınızı görüyorsunuz. Bu karşılıklı bir alışveriş oluyor ve bu tür birliktelikleri benim özellikle önemsememin sebebi nasıl bir sivil toplum örgütünde çevresel farkındalığınız artıyorsa bu tür birlikteliklerde de aynı zamanda sizi ve sizin aynanız olan karşı tarafı bir araya getirerek daha farklı ve daha önemli konuları adresleyebiliyor. Genelde kimseye hayır diyemeyen biri olarak bu tür birlikteliklere özellikle hayır demiyorum.

Dr. OÄŸuz Can

Dr. Oğuz Can

İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra yine aynı üniversitede enerji dalında Yüksek Lisanısını tamamladı. Marmara Üniversitesi Mühendislik Yönetimi Ana Bilim Dalından doktorası bulunan Oğuz Can’ın Akıllı Ulaşım sistemleri, Yenilenebilir Enerji, Atık Yönetimi ve Karbon Piyasaları alanında seminer, bildiri ve yayınları bulunmaktadır. Profesyonel iş hayatında İsbak AŞ. AR-Ge Müdürü, İstanbul Enerji AŞ. Etüt ve Proje Müdürü, İSTAÇ AŞ. Sistem Geliştirme Müdürü görevlerini yürüten Oğuz Can, Recydia AŞ. Genel Müdürü’dür. İklim Değişikliği ve Karbon Yönetimi Derneği Genel Sekreterliğinin yanı sıra Türkiye Enerji Ekonomisi Derneği ve Türkiye Kamu-Özel Sektör Ortak Girişim (PPP) Yönetim Kurulu üyeliklerinde görev almaktadır. Oğuz Can ayrıca TAYÇED Atık ve Çevre Yönetimi Derneği kurucu Başkan Yardımcılığı’nı da yürütmektedir.