"Dünyaya Yeniden Gelsem Gene Bilimi Seçerim"
Oca 03, 2014



Bu ayın röportajını İTÜ İnşaat Fakültesi öğretim üyelerinden, birçok ödül sahibi ve dünya çapında sayılı bilim insanlarından Zekai Şen ile gerçekleştirdik.



Bilim insanı olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz?


Hiçbir zaman bilim insanı olmaya niyetim yoktu.  Allah rahmet eylesin babam okuma yazma bilmez. Ailemde de okuma yazma bilen hiç yoktu. Babam İstanbul’da mühendislerin yanında çalışırken o zamanlar, işçiler mühendis bey geliyor, efendi geliyor deyince herkes hazırola geçermiş. Babam da bundan etkilenmiş. Benim üzerimde çok dururdu. “Oğlum oku ve mühendis ol ” derdi. Biz de okuduk inşaat mühendisi olduk. Fikir de şuydu: Babam taşçı, mermerci olduğu için bütün aile gibi, ben bina yapacaktım, müteahhit olacaktım, onlar da mermerini yapacaktı. Böylelikle para kazanacaktık. 

Ne zaman işler değişti? Ben 2. sınıftayken Koç Topluluğu karşılıksız bir burs veriyordu. Sadece bir kişiye veriyordu. O zamanlar inşaat fakültesi 5 yıldı. Konyalı bir arkadaşım bana burstan bahsetti ve müracaat etmemi söyledi. Öyle yaptım ve bana çıktı!  3000 lira aldım. Derse bile girmedim gittim babama elbise filan aldım. 

Ondan sonra bir de TÜBİTAK burs veriyor dediler. Daha ilk defa duyuyorum TÜBİTAK’ı o zaman. Yıl 1967. Oraya da başvurdum ve kazandım. İki bursum oldu. Daha sonra ben TÜBİTAK’ı tercih ettim. TÜBİTAK’ta yurtdışı bursu vardı. Girdim ve bursu kazandım. Hem de hiç sevmediğim bir konuda, su konusunda – öğrenciyken betonarme konusunu severdim. Dolayısıyla oradan bizim bilime doğru geçiş yaptım. Babamın lafını unutmam “Vatan kurtaran şaban” dedi ama sonradan da memnun oldu tabii. Böylelikle İngiltere’de master doktora yaparak akademik hayata girdik. Bilimi de çok seviyorum. Çok şükrediyorum, iyi ki de bilim insanı olmuşum. İyi ki müteahhit olmamışım diye düşünüyorum. Dünyaya yeniden gelsem gene bilimi seçerim.

Ben betonarmeden mezunum. En çok sevdiğim konu betonarme. TÜBİTAK’ta imtihana girdiğimde bana hep sudan sordular. Ben de fazla bir şey bilmiyordum. Ondan sonra, travaille denirdi o zamanlar çalışma alanına. Travaille’de ne yapıyorsun diye sordular. Betonarme dedim. O zaman fabrika çalışıyorum. Anlat bakalım dediler mantıken nasıl çözüyorsun... Anlattım. Bizim zamanımızda hidroloji diye bir şey de yoktu. O zaman ilk defa duyuyorum. Ama sınavı kazandıktan sonra bölüm seçiliyor. Neyse betonarme sorularına şakır şakır cevap verdim ama su sebebiyle kazanamayacağımı düşündüm. Sonuçlar geldi, bir baktım kazanmışım. Çok da sevindim. Yurt dışı bir mesele o dönemlerde, şimdiki gibi değil.  Hocalardan Kazım Çeçen vardı. Allah rahmet eylesin, ona sordum. “Oğlum,” dedi bana, “İleride su  çok önemli olacak, sismolojiyi boşver” dedi bana. Dolayısıyla o beni etkiledi, gittim baktım nedir diye... Hidrolojiyi seçtim böylelikle. Çok da isabet olmuş.

Neden isabet olmuş?


Suyun çok geniş bilimsel arka planı var. Yapılabilecek çok iş var. Çünkü doğayla uğraşıyorsun. Yeraltı suları olsun, yüzey suları olsun, su döngüleri olsun... Hem insanlığa hizmet açısından önemli hem de bilimsel bilinmeyenleri çok. Çok bakir bir alan. Amerika’da başka Avrupa’da başka, kurak bölgelere gidiyorsun Arabistan gibi oralarda çok daha başka. Yüzeysel su yok, yeraltı suları var... Bilinmeyenlerin olduğu yerde bilimsel çalışma çok daha zevkli oluyor. Diğer tarafta klasik formüller var. O formüllere göre mühendislik yapılıyor. 

Dünyanın çeşitli yerlerindeki yabancılar bana mühendisten bilim insanı mı olur derlerdi. O zamanlar içimden kızardım. Ama daha sonra onlara hak verdim. Neden? Çünkü, bizim mühendislik eğitimimizde klasik birtakım formüller var. O formüllere göre birtakım çözümler üretiyorsun. Halbuki bilim öyle değil. Mühendis demek bilimin çıktılarını kullanan ve uygulayan kimseler demek. Dünyada da bilim adamı olmuş epey mühendis kimseler de var. Ama hakikaten klasik mühendislikten de bilim insanı olmaz. Muhakkak bir felsefesi ve mantığı olması lazım. Ben bunu Londra’da öğrendim. Imperial College of Science’da master-doktora yaparken şanslıydım, bitişiğinde Science Museum, Bilim Müzesi vardı. Eski kitaplara bakıp öğrenmeye çalışırdım. Doğal olarak etkilendim.

İTÜ’ye gelişiniz nasıldı?


Doktoramı bitirdikten sonra Türkiye’ye gelir iyi bir maaş alırım diye düşündüm. İTÜ mezunu olduğum için doktoradan sonra İTÜ’ye girmek istedim. İTÜ’ye geldim ama kadro yok. Kazım Çeçen Hoca vardı. Onun Hidrolik ve Su Kuvvetleri kürsüsü. “Oğlum, kadro yok burada. Tekzer diye bir su şirketi var. Orada çalış” dedi. Tamam dedim. Bana 15 .000 Lira maaş vereceklerdi. Ben muazzam program yazardım, hala da kendi programlarımı kendim yazarım. Beni firma alıyordu ve hatta ortak da yapacaklardı. Kazım Hocanın satır arasında ettiği bir laf vardı. Teknisyen kadrosu demişti. İnanın nasıl oldu bilmiyorum, 15.000 lirayı almadım, 2900 liraya teknisyen kadrosuna girdim. Nasıl oldu bilmiyorum... Böyle oldu. Çünkü bilim yapmayı Londra’da sevmiştim. Gelince de devam etmek istedim. Hiç de pişmanlık duymadım ve hep iftihar ettim. Bizim zamanımızda Teknik Üniversite hep konuşulurdu. Ayrıcalıklı bir klasik sınavı vardı. Teknik Üniversite’ye girenlere ayrı bir gözle bakılırdı.

Birçok eseriniz var, saygın bilim insanı olma süreciniz nasıl gelişti?


Ben aslında TÜBİTAK ödülünü kabul etmek istememiştim. Ödüller bana zevk vermiyor, memleket için yapılan işler, yetiştirilen öğrenciler benim için daha değerli.  Ödüllerimi de duvara asmam mesela, pek sevmem böyle şeyleri.

Nobel ödülü alan bir grubun içinde bulunundunuz. Nasıldı süreç?


2004 yılında yılında yurt dışındaydım.  Yabancı biri bana şunları inceler misin diyerek kağıtlar verdi. Ben de bilimsel yönden incelenecek bir makale zannettim. Sonra okuduğumda beni aslında Nobel’ e davet ettiklerini öğrendim. Ben de şaşırdım tabi ki. İçinde yedi kişinin bulunduğu, 4. Uluslararası İklim Değişikliği çalışma grubunda bulundum. Su kaynakları ve bunların iklim değişikliğine etkileri üzerine çalışıyorduk. Sonra birisi bana telefon edip Nobel ödülü kazandığımı söyledi. O zaman da bayağı şaşırmıştım.

Bu çalışma grubunun size faydası oldu mu?


Su kaynaklarını ve su kaynaklarının iklime etkisini detaylıca araştırdık. Bizim insanımız hemen ne kadar para verdiklerini sordu. Fakat gönüllülük işiydi ve hiç para almadım ama seve seve yaptım çalışmalarımı. Ülkeler bu çalışma grubuna bilgiler paylaşıyordu. Maalesef Türkiye’den hiçbir destek alamadık. Bu beni çok üzdü.

İklim değişikliği hakkında ne demek istersiniz?


İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaklaşık 3-4 sene önce bir rapor istedi. Biz de 2 sene içinde bir rapor sunduk kendilerine. Afrika ülkelerinden de böyle istekler geldi. Diğer ülkelerin raporlarına göre Türkiye zorluk çekecek gösteriliyor fakat bizim araştırmalarımıza göre Türkiye şanslı konumda. Türkiye’nin şu an su kaynaklarını kendisine yetecek kadar. İklim değişikliği bazı ülkeler için güzel olacak bazı ülkeler için kötü olacak.

Türkiye için modellemeleriniz mevcut. Dünya için geliştirdiğiniz modellemeleriniz var mı?


Yeni teknoloji ürünleri sayesinde dünya için bunu yapanlar var. Ülkelerin kullanacakları yakıt kaynaklarının; kömür, doğalgaz, odun gibi, atmosfer üzerinde bırakacağı etkiler, ülkelerin nüfus artış hızı ve ekonomik gelişmeleri gibi değişkenler göz önüne alınarak modellemeler yapılıyor. Sonradan yerel modellemelerle birleştiriliyor bunlar.

Yenilenebilir enerji kaynakları gün geçtikçe önem kazanıyor değil mi?


Önceleri ülkemizde rüzgar enerjisi için çalışmalar yoktu fakat son zamanlarda önem kazandı bizim için. İnşallah güneş enerjisi de önem kazanacak önümüzdeki yıllarda. Yaşam için önemli iki şey var.  Biri su diğeri güneş. Son zamanlarda hidrojen enerjisi de önem kazanmaya başladı. Güneş enerjisinin yardımıyla su oksijen ve hidrojenlerine ayrılabilirse bu hidrojendeki enerji sayesinde çevreye dost bir enerji ortaya çıkacak. Güneş enerjisi bu açıdan da önemli.

Türkiye’de mühendisliği nasıl buluyorsunuz?


Sadece bizim ülkede değil, genel olarak bir geriye gidiş var maalesef. Bilim Felsefesi mühendislikte yapılmıyor. Bunun eksikliği hissediliyor. Bu felsefe kişinin gelişmesine faydası oluyor ve yaratıcı düşünme özelliği kazandırıyor. Bizim mühendislik maalesef matematiğe dayanıyor. Matematik yerine geometriye dayanmalı mühendislik eğitimi. Mühendislik eğitimi az da olsa edebiyat, bilim felsefesi, bilim tarihi ve o ülkenin kültürü hakkında dersler içermeli. Türkçe benim için mühendislik eğitiminde çok önemli. Bir de ülkemizde temel bilimlere ilgi yok. Fizik bölümü, matematik bölümü öğrenci bulamıyor. 

Bugünkü akademisyenlerle sizin bilim hayatına başladığınız dönemki akademisyenler arasında fark var mı?



Eskiden hocalarla iletişim çok azdı, ama şu an öğrenciler çok rahat. İstediği zaman hocalarının yanına gidip istedikleri gibi konuşabiliyorlar. Bana göre eski hocalar derslerine daha önem veriyorlardı. Öğrenci kalitesi düştüğü söyleniyor. Aslında öğretmen kalitesi düştü. İlk başta bunu düzeltmek lazım. Böylece öğrenci kalitesi de artar. Ayrıca hocaları denetleyen bir sistem yok. Bir yerde öğretmenlerin dokunulmazlığı var. Bu sistemin düzeltilmesi lazım. Öğretmenlerin kaliteleri sınanmalı. Bağlantıları sayesinde görevde kalan öğretmenler var. Bilim herkes içindir. İnsanlar siyasi bağlantılarıyla, siyasi görüşleri sayesinde görevde kalmamalı. Öğrencilerin şikayetiyle gerekirse görevden alınmalı. Bunun yurtdışı örnekleri mevcut. 

Geçmişteki büyük bilim adamlarını bir düşünün. Hepsinin bir dünya görüşü vardı ve kendi kültürlerine çok sadıklardı. Bizde böyle olmuyor. Batıya özenip kendi kültürümüzü unutunca başarımız azalmaya başladı. Bizim de Ali Kuşçu olsun, İbn-i Sina olsun bir sürü saygın bilim adamımız vardı. Bunlar kültürlerine sadıktı. Gençlerimiz geçmişimizi öğrense neler yaptığımızı bilseler onlara güzel örnek olacak. Fakat batıya yöneldikçe bunları unutuyoruz. Bundan dolayı üniversitelerimizde kültüre yönelik dersler olmalı.

Son olarak İTÜ öğrencilerine önereceğiniz bir şeyler var mı?


İlk olarak İTÜ’de okumak ayrıcalıktır, bunun farkında olmaları gerekiyor. Bilgiye aç olmaları gerekiyor. İTÜ’den mezun oldum diye kendilerini kapatmalılar, gerekirse ustadan, kalfadan, çıraktan sohbetler arasında bilgilerini tazelemeliler. Esas bilgi halktaki bilgidir. Üniversiteliyiz diye üstünlük taslamalılar. Sürekli soru sormalılar, soru sormadan gelişim olmaz.