17 Ağustos’u Anarken İTÜ’deki Deprem Çalışmalarından Kesitler
Ağu 16, 2018


Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü Müdürü Vekilimiz Prof. Dr. Ayfer Erken, İTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyemiz Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik ve Şehir ve Bölge Planlaması Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Ocakçı, Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyemiz  Gülsen Uçarkuş, Üniversitemizin depremle ilgili yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verdi.

17-agustos-haber-gorsel-2018 (2)

17 Ağustos 1999'da saat 03.02'de meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden 19 yıl geçti. Merkez üssü Kocaeli'nin Gölcük ilçesi olan ve tüm Marmara’yı sarsan, İzmir ve Ankara’yı da etkileyen depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybederken 48 bin 901 kişi de yaralandı. Resmi verilere göre yüz binlerce konut ve iş yerinde hasar oluştu. Üniversitemiz, deprem konusuna çok sayıda araştırma yaparak ülkemize ve dünyaya önemli katkılarda bulunuyor. Bu noktada herkesin merak ettiği deprem araştırmalarında gelinen noktadan başlayarak son dönemlerde yaşanan depremlere kadar pek çok soruyu öğretim üyelerimize sorduk. Üniversitemiz bilim insanları, deprem konusu hakkında bilgi verirken vatandaşların alması gereken önlemleri de sıraladı.

Kentsel dönüşümle binalardaki sıkıntılar gideriliyor

Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetimi Enstitüsü Müdürü Vekilimiz Prof. Dr. Ayfer Erken, 19 yıl önce yaşanan depremden Adapazarı'nın yer altı yapsının çok etkilendiğini belirtti. Prof. Dr. Erken, "Deprem sonrasında Japon bilim adamlarıyla katıldığım bir çalışmada 'basen'i belirledik. Çünkü 'basen' etkisi deprem sürelerinin uzamasına, deprem kuvvetlerinin odaklanmasına ve deprem ivmelerinin büyümesine neden olduğu için son derece önemli. Bunlar da yapıları önemli şekilde etkileyen faktörler. Adapazarı'nın merkezi altındaki ana kaya derinliği 1100 metrelerde ve 'V' şeklinde bir vadi üzerinde yer alıyor. Üstelik şehir yıllar öncesinden kontrolsüz akan Sakarya Nehri'nin taşıdığı alüvyonlar üzerinde bulunuyor. Bu nedenle gevşek ve yumuşak zeminler üzerine kurulu. Tabi 17 Ağustos depreminde, deprem süresi de çok uzundu. Ana kayada ölçülen süre 45 saniyeyken şehir içinde dakikalarca sürdü. Bu nedenle zeminde sıvılaşma, yumuşama ve taşıma gücü kayıpları oluştu. Sert zemin koşullarının hakim olduğu bölgelerde de büyümeler oluşmuştu. Elbette bilinmediği için bir takım yapısal kusurlar da vardır. Dolayısıyla eğer ki o deprem o gün olmasa ve biz bu verileri elde etmemiş olsaydık, bugün de yine büyük bir deprem olsaydı benzer sonuçlarla karşılaşacaktık." diye konuştu. Bundan sonra olabilecek bir depremde çok farklı bir şeyle karşılaşılmadığı taktirde yapıların dayanacağını söyleyen Prof. Dr. Erken, "Şu anda yeni yapılan binalarda deprem yönetmeliklerine dikkat ediliyor. Eski yapıların ise çoğu kentsel dönüşüme girerek yenileniyor. Binalarda korozyon var. Yani donatıların alanlarının çürümesi, paslanması nedeniyle taşıma gücü azalıyor. Dolayısıyla binalar kentsel dönüşüme girdiğinde bu sıkıntılar gideriliyor ve deprem yönetmeliğine hazır hale geliyor." dedi.

17-agustos-haber-gorsel-2018 (1)

Öncü çalışmalarda İTÜ imzası

İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı ve Deprem Mühendisliği Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik, Üniversitemizin depreme dayanıklı yapı tasarımı üzerinde yapılan çalışmalara uzun süredir öncülük ettiğini söyledi. Prof. Dr. Çelik, “Özellikle 13 Mart 1992 Erzincan depremi (Ms=6.8) sonrasında meydana gelen 1 Kasım 1995 Dinar Depremi (ML=5.9), 27 Haziran 1998 Ceyhan depremi (Ms=6.3), 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi (Mw=7.4, Ms=7.8), 12 Kasım 1999, Düzce Depremi (Ms=7.3, Mw=7.1), 6 Haziran 2000 Çankırı Depremi (Mw=6.0), 3 Şubat 2002 Sultandağı Depremi (Md=6.0, Mw=6.2 ), 27 Ocak 2003 Pülümür Depremi (Ms=6.2, Mw=6.0), 1 Mayıs 2003 Bingöl Depremi (Ms=6.4), 23 Ekim 2011 Van Depremi (Mw=7.2) ve 20 Temmuz 2017 Bodrum-Kos Depremi (Mw=6.6) ile süregelen yıkıcı depremler deprem konusunda toplumda farkındalığı oldukça arttırmış ve bu alanda yapılan çalışmaların genişletilmesi sonucunu doğurmuştur.” diye konuştu.

Gerçek boyutlarda deneysel çalışmalar yapılıyor

Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun yıllardır ‘İTÜ Yapı ve Deprem Mühendisliği Laboratuvarı’ bünyesinde yapılan gerçek boyutlardaki pek çok deneysel çalışma yapı ve deprem mühendisliği programlarında yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin tez çalışmaları olarak sonuçlanmıştır. Bu çalışmalar arasında özellikle yapıların onarım ve güçlendirilmesinde yenilikçi enerji sönümleyicilerin geliştirilmesi, ileri/geliştirilmiş kompozitlerle ve yüksek performanslı malzemelerle mevcut yapısal elemanların davranış özelliklerinin iyileştirilmesi çalışmaları ve bunlardan üretilen tezler, yayınlar günümüzde bu laboratuvarı dünyada benzer laboratuvarlar arasında tanınanlardan biri haline getirmiştir. Bu araştırmalardan edinilen bilgi/deneyim yapısal tasarım yönetmeliklerine de yansımış, yenilenen Türkiye Deprem Tehlike Haritası’nı da içeren 01.01.2019’da yürürlüğe girecek olan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği’nin hazırlanmasında diğer üniversitelerin ve mühendislik ofislerinin katkısı ile birlikte İTÜ öğretim üyelerinden de geniş ölçüde yararlanılmıştır. Giderek sayısı artan temel yalıtımlı (izolatörlü) binaların, metalik enerji sönümleyici binaların ve yüksek binaların tasarım koşullarının günümüz yönetmeliklerine girmesi yapısal deprem mühendisliği adına oldukça olumlu gelişmelerdendir.”

17-agustos-haber-gorsel-2018 (3)

Zengin ders içerikleri

Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik, depreme dayanıklı yapı tasarımının değişik yönleri ile depremler sonrası acil geçici konut tasarımı, kalıcı konut tasarımı vb. konuların İTÜ’deki ders programlarında daha da güçlenerek yerini aldığını dile getirerek, “Yapılan pek çok araştırmada Türkiye’deki mevcut yapı stoğunun gerçek güvenlik düzeylerinin belirlenmesi en öncelikli konulardan biri olmuştur. İTÜ’de özellikle bu tür sorunlu yapıların incelenmesine önem verilmiş, hızlı ve güvenilir onarım ve güçlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi öncelikli hale getirilmiştir. Mevcut yapı stoğundaki mühendislik hizmeti görmüş yapıların seçilecek uygun bir güçlendirme yöntemiyle hızlı ve can güvenliğini de sağlayacak biçimde güçlendirilmesi mümkündür.” şeklinde konuştu.

Planlamada akılcı ve yenilikçi yaklaşımlar

Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ocakçı, “17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremleri, kentlerimizde ve yaşam alanlarımızda, kapsamlı dönüşüm programlarına ve stratejilerine duyulan gereksinimi ihmal edilemez boyutlara taşımıştır. Yakın tarihimizi derinden etkileyen bu tarihlerin yıldönümünde, yapılı çevrenin kalitesini ve beraberinde deprem riskine dayanıklılığı sağlayacak politika ve programların, yasal düzenlemelerin, planlama boyutunda akılcı ve yenilikçi çözümlerin, altyapı ve enerji alanında kaynakları sürdürülebilir kullanan araçların ve süreçlerin sürekli geliştirilmesi gerekliliğini yeniden vurgulamak durumundayız. İTÜ, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü, son yirmi yılın planlama ve politika gündeminin merkezine oturan öncelikli alanlarında bakanlıklar, belediyeler ve diğer kamu kuruluşları ile ulusal ve uluslararası düzeyde iş birlikleri ve ortaklıklar kurmuştur. Bu ortaklıklarda deprem başta olmak üzere afet riski, dayanıklılık, ekoloji ve sürdürülebilirlik ile yenilikçi akıllı uygulamalarını barındıran araştırma ve geliştirme ortamının içerisinde etkin bir biçimde yer alan üniversitemiz, bu konularda aynı zamanda gündemi belirleyen bir rol üstlenmiştir. İstanbul Teknik Üniversitesi, şehircilik, planlama ve kentsel tasarım alanlarında ilgili kurumlara doğrudan proje üretiminin yanı sıra ihtiyaç duyan diğer kurumlara danışmanlık hizmetlerinde bulunmaktadır.” dedi.

Denizaltındaki çalışmalar sürüyor

Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyemiz Dr. Öğretim Üyesi Gülsen Uçarkuş, Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara denizi içindeki kalan kısmı üzerine yapılan çalışmaları anlattı:
“17 Ağustos 1999 İzmit depreminin üstünden 19 sene geçti. 1999 depreminin kırığı İzmit körfezi içinde sonlandı. Bir sonraki depremin Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara denizi içindeki kolu üzerinde meydana geleceğini biliyoruz. Bu sebeple, son 19 yıl içerisinde KAF’nın denizaltında kalan bu kısmını araştırmak için yüksek teknolojilerin kullanıldığı yaklaşık 15 uluslararası sefer düzenlendi. Fransa, İtalya, Amerika ortaklığında düzenlenen seferlerde yüksek çözünürlüklü batimetri verileri, jeofizik verileri, çökel karotları, kaya örnekleri, su örnekleri, gaz ölçümleri gibi bir çok verisetleri toplandı. İnsanlı ve insansız denizaltılar kullanılarak bizzat video ve fotoğraflar toplandı. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Marmara denizi jeolojik ve jeofizik gözlemler açısından şu an en iyi çalışılmış denizlerden biri. Yapılan çalışmalarda, fayın eski depremlerde oluşturduğu deformasyonları izleri tespit edildi. KAF her 200-250 yılda bir aynı fay kolu üzerinde 7 büyüklüğünde bir deprem ile kırılıyor. Marmara denizi’nde de aynı durum söz konusu. Burada tarihsel olarak çok iyi bilinen deprem döngüleri var. 1343, 1509, 1766 ve 1894 tarihsel depremleri Marmara denizi içindeki fayların ürettiği depremler. Marmara denizinde İstanbul’un güneyinde kalan kısımda bir sismik boşuk var. KAF 1999 depreminin ardından bu bölgedeki enerji birikimi devam ediyor.”

Üniversitemiz 13 seferin eş koordinatörlüğünü yaptı


Dr. Öğretim Üyesi Gülsen Uçarkuş, Türkiye’de KAF’nın geçtiği bölgeler için “deprem olacak mı?” sorusunun sorulmasının artık çok yersiz olduğunu belirterek, “Yılda 2-2.5 cm hızla hareket eden ve dünyanın en aktif fay sistemlerininden birinin üzerinde yaşıyoruz. Yapmamız gereken tek şey önlemlerimizi almak ve daha çok bilimsel çalışma yapılmasını sağlamak. İTÜ olarak, 1999’dan bu yana Marmara’da yapılan 13 seferin eş koordinatörlüğünü yaptık. Elde edilen verilerle ile birçok öğrencimiz yüksek lisans ve doktora tezleri ürettiler. Marmara denizi, jeoloji ve jeofizik çalışmaları için dünyaca ünlü bir laboratuvar. Yapmak istediğimiz bir sonraki proje, deniz tabanına bir gözlem istasyonu kurmak. Avrupa’da bunun birçok örneği var. EMSO (The European Multidisciplinary Seafloor and water column Observatory) adlı merkez Marmara Denizi’ni çalışılması gereken özel alanlar listesine aldı. Bir gözlem istasyonu kurulması durumunda teknolojik destek sağlayacaklar. İTÜ olarak böyle bir gözlem ağının oluşması için proje oluşturma aşamasındayız. Eğer bu proje gerçekleşirse, KAF’ın denizaltındaki kollarından gerçek zamanlı birçok veriseti toplayabileceğiz. Sadece fayın hareketine bağlı değişimler değil aynı zamanda çevresel etkenler, kirlilik gibi etkenlerde ölçülebilecek.” diye konuştu.

Haber ve Fotoğraf: İTÜ Kurumsal İletişim Ofisi